Sık Kullanılanlara Ekle | Giriş Sayfam Yap | Bize Ulaşın
19 April 2014
 Ana Sayfa
 Arşiv
 Köşe Yazarları
 Sağlık Bakanlığı
 Haberler
 Köln Messe IDS
 Dental Kitap
 Dental Rehber
  Reklam
 Dental Konuk
 Diş Sağlığı & Vitamin
 Mevzuat
 Avrupa Birliği
 Dental Tüketici
 Odalar
 Diş Depoları
 Dernekler
 Teknisyenler
 Fakülteler
 Mesleğin Tarihcesi
 Meslek Hastalıkları
Sterilizasyon
Teknikleri
 
kamereman
SDE
Sürekli Dişhekimliği
Eğitimleri

Milletvekilini Şaşırtan Ziyaretin Görüntüleri


"Sağlık Bakanı Gündemi Belirledi"

İstanbul Sürmeli Otel de 22.si düzenlenen "Sağlıkta Gündem Toplantıları"na, Sağlık Bakanının katilimi ile bakanlığın politikaları ve Türkiye´nin sağlık sorunlarında biriken konuları tartışıldı. 1993 yılından beri yapılan "Sağlıkta Gündem Toplantıları’nı düzenleyen düzenleme kurulu; diş hekimi, eczacı, hemşire, veteriner hekim, sağlık yöneticisi, özel sağlık sigortacısı ve sağlık habercilerinden oluşmaktadır. 22.si gerçekleşen bu toplantı 11 Nisan Cuma akşamı zengin bir katılım ve adeta birikimlerin soru şeklinde gerçekleşti. Sağlık konusunda birikimli ve üretken kişileri bir araya getiren bu toplantı, önce kokteyl ile başladı. Kokteylde katılımcıların birbirini daha iyi tanıma fırsatından sonra yemeğe geçilerek, düzenleme kurulunda bulunan Sibel GÜNEŞ´in yaptığı oturuma başlandı. Sağlık Bakanı Recep AKDAĞ ve Sağlık Bakanı müsteşar yardımcısı Sabahattin AYDIN´IN katıldığı oturum önce bakanlık politikalarının anlatımı ile başladı. İlk yarım saat sonrasında bir saatlik sürede soru cevaplara geçilerek çeşitli kamu, kurum kuruluş, üniversitelerin ve serbest soruların muhatabı olan Bakan AKDAĞ, sorulara cevap verirken oldukça dikkatli ve nazik davranarak tüm birikimini sergiledi. TBMM Avrupa Birliği Karma Komisyon üyesi Erzurum Milletvekili Prof. Dr. Muzaffer GÜLYURT, İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Erman TUNCER, SSK Sağlık İşleri Müdürü Opr. Dr. Akif FEYIZOGLU ve diğer bürokratların katıldığı toplantıda bakanlığın basın müşaviri Dr. Ebubekir AKKAYMAK ta hazır bulundu.

Bakanlığın öncelikli gündeminde birinci basamak sağlık hizmeti daha sonra yönetmenlikler ve teşkilatlanma kanunları olduğunu anlatan Sağlık Bakanı, toplantıda soru cevaba çok yer kalması için hızlı bir şekilde ve ana hatları ile anlattığı 5 aylık faaliyetlerinde katılımcılardan büyük beğeni topladı. Dentha Ajans Yönetim Kurulu Başkanı Diş hekimi Metin GÜRSAN, aynı masayı paylaştığı Haber Türk Medikal programdan ve düzenleme kurulu üyesi olan Esra KAZANCIBAŞI´nın, Sağlık Yöneticileri Derneği Başkanı Dr. Süreyya POZANTI´nın gece boyunca görüşlerini alarak sağlık sorunlarında öncelik sıralamasının yapılmasında ve çözüme katkı sağlanmasında bu tür toplantı sonuçlarının işlev kazanması için DENTHA AJANS´in verdiği hizmeti anlattı. Sağlık Bakanı Recep AKDAĞ´in tüm konuşma metni ve görüntüler, soru cevapların yayınlanmasını Dentha Ajans Copyright´tan alan Dental Gazete siz okuyucularının hizmetine sunarak Türk Sağlık Camiasının bu zengin birikiminden istifade etmesini sağladı.

Toplantının Tam Metni SİBEL GÜNEŞ - Hekim, diş hekimi, eczacı, hemşire, veteriner hekim, sağlık yöneticisi, özel sağlık sigortacısı ve sağlık habercilerinden oluşan düzenleme kurulu bizim için çok değerli olan bu toplantıyı bugüne kadar taşıdı. Düzenleme kurulumuzda gene bu mesleklerin temsilcileri Murat Fırat, Celal Yıldırım, Esra Kazancıbaşı, Gazi Zorer, Gülfem Bektaş, Kasbal Zakaryan, Ömer Güzel, Osman Hayran, Semra Akural, Süheyl Pozantı, Şükrü Güner, Tahsin Yeşildere ve Zafer Kaplan yer alıyor. Yaşadığımız bilgi çağında hem bir hak olarak hem de tüketim olarak sağlığın önemi giderek artıyor. Son 30 yılda bütün ülkelerdeki sağlık harcamalarının toplam harcamalarının içerisindeki payının yükseldiğini hep birlikte izliyoruz. Ülkemiz de gelişmelerden kendisine düşen payı alıyor. Artan nüfus, artmayan sağlık bütçeleri, bir türlü istenilen düzeye ulaştırılamayan sağlık hizmeti 1980lerden sonra dilimizden düşmeyen sağlık ve reform paketleri hepimizin gündemini meşgul ediyor. Sorunların çözümüne giden yolun uzun olduğunu hepimiz farkındayız. Ancak bilgi toplumunun birer üyesi olarak birbirimizi iyi anlamanın da çözüm sürecine katkı sağlayacağının da bilincindeyiz. 1993 yılından beri sürdürdüğümüz bu toplantı bu anlayışın bir ürünü. Bizimle birlikte olduğunuz için tekrar teşekkür ediyorum. Sağlık Bakanı Sayın Prof. Dr. Recep Akdağ bugün bizim konuğumuz. Sağlık politikasındaki öncelikler konusunda bizi bilgilendirecek. Konuşma süresi kendi arzusuna göre. Yarım saat olarak kendisi bize bildirdi. Daha sonra herkesten birer dakikayla sınırladığımız sorularını alacağız. Herkese eşit davranmak adına bunu rica ediyorum. Herkesin cep telefonlarını kapatmasını hatırlatıyorum. Ve soru soran her arkadaşımızın da ismini yanı sıra çalıştığı kurumu ve mesleğini de ifade etmesini rica ediyoruz. Sayın Bakanım buyurun.

RECEP AKDAĞ – Kendine dert edinmiş olan bir toplulukla böyle güzel bir İstanbul akşamında buluşmak hakikaten beni son derece mutlu etmiştir. Bu vesileyle bu toplantıyı düzenleyen bütün arkadaşlarıma biraz önce isimlerini hanımefendi bahsettiler, ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Sizlere de alakanızdan dolayı teşekkür ediyorum. Şimdi bu tarz toplantılarda tabi birçok kere bulunduk. Bildiğiniz gibi ben siyasete siyaset ve hizmete buyurmadan önce bir üniversitede öğretim üyesiydim. Doğrusu konuşmacının çok uzun süre konuşması ve dinleyicilere bu arada soru soracak kişilere de az zaman bırakılması adettendir böyle toplantılarda. Onun için ben bana verilen 1 saatlik süreyi daha kısa kullanıp biraz daha interaktif gitmesi düşüncesiyle sizlerle beraber konuşmayı götürmeyi düşünüyorum. Daha yararlı olacağına da inanıyorum. Çünkü hakikaten anladığım kadarıyla sektörün birçok alanından değerli arkadaşlarım var burada ve ben onların değerli katkılarını sorularıyla veya yorumlarıyla her ne kadar 1 dakikayla sınırlanmışsa da değerli katkılarının bizim için, bakanlığımız için, hükümetimiz için son derece önemli olduğuna inanıyorum. Öncelikle şunu söylemek isterim. Hakikaten bu ülkede yani bizim şu güzel ülkemizde birçok meselede olduğu gibi sağlıkta da maalesef durumumuz pek iç açıcı değil. Ben daha önce yapılmış toplantıların başlıklarına baktım 95´te de biz sağlık reformu konuşmuşuz. Belki birçok arkadaşlarımız da o toplantılarda vardı o zaman. O zaman da sağlık reformu konuşmuşuz. 1995´ten 2003 yılına kadar aşağı yukarı bir 8 yıl geçmiş ve biz hala sağlık reformu konuşuyoruz. Bu sebeple biz bir defa kendi programımıza reform sözcüğünü doğrusu layık görmüyorum. Biraz aşınmış bir kelime olduğu için buna bir dönüşüm demeyi daha uygun buldum. Sağlıkta dönüşüm programı diyoruz. Şunu söyleyebilirim. 8 aydır bu seçimlerden aşağı yukarı 3-4 ay öncesinde başlamış bir süreçti 8 aydır çok yoğun bir şekilde bu programın oluşması için bir gayret sarf ediyoruz. Ekibimizde akademisyenler var. Ekibimizde sektörün birçok alanından insanlar var ve programınızın omurgasını oluşturduktan sonra bu omurgaya bir doku yapmaya çalıştık. Şimdi bu dokuyu organlar haline getirmeye çabalıyoruz. Ve ben şuna inanıyorum. Epeyce yol aldık. Çünkü hiçbir ülkenin şartı kendine ait şartları başka ülkelerin programlarını veya uygulamalarını doğrudan o ülkede uygulamak için uygun olmuyor. Örnek isterseniz şunu söyleyebilirim. Ben ülkenin doğusunda uzun yıllar çalışmış bir hekimim. Ülkemizin doğusunda ve güneydoğusunda, kuzeyinde, Orta Anadoluda aşağı yukarı bütün ülkede aslında ve biraz daha gelişmiş olan batıyı hariç tutarsak, geniş bir kırsal kesim var.

Bu ülkenin yüzde 40a yakın insanı kırsalda yaşıyor ve bu kırsalda da son derece dağınık bir nüfus var. Yerleşim bölgelerinde insan sayısı azalmış ve bunlara hizmet götürmek durumundasınız. Üstelik bu insanların önemli bir bölümü üretken değil. Yani köylerimizde daha çok yaşlılar kalmış. Doğuda ve güneydoğuda genellikle böyle. Bu insanlara hizmet götürmek zorundasınız. Aslında ülkemizde 1961 yılında hakikaten o günün şartlarına kıyasla bugünün şartları açısından düşündüğünüzde mükemmel bir kanun yapılmış 224 sayılı sosyalleştirme yasasından bahsediyorum. Hakikaten ortaya güzel bir kanunla birlikte bir zamanlama da konmuş. Hedefler iyi belirlenmiş ve maalesef bu hedeflere ulaşılamamış. Ancak bu hedeflere tam olarak ulaşılamasa da bugün ülkemizde 1. basamakta verilen sağlık hizmetleri şöyle veya böyle aksayan yönleriyle de olsa belli bir noktada oluşunu biz bu yasaya borçluyuz büyük ölçüde ve zaman ilerlemiş. 2003 yılına gelmişiz. İncelediğimizde görüyoruz ki bu yasadan sonra aslında bu yasadan önce yasalar ve yönetmelikler var. Bu yasadan sonra yapılan yeni yasalar, yeni değişiklikler ile Türk sağlık mevzuatı karmakarışık bir hale gelmiş. Öyle ki bazı yönetmeliklerde birbirini akseden, birbirini reddeden maddeler bile var. Dolayısıyla biz meseleye bir defa bütüncül açıdan baktık ve sağlık mevzuatını baştan sona gözden geçirdik, geçiriyoruz. Teşkilatlanma kanunu, iş tanımlarının yapılması veya mesleklerle ilgili kanun veya kanunlar. Aile hekimliği ile 1. basamak hizmetlerini esas alan aile hekimleri ile ilgili kanunlar. Özellikle sağlık işletmelerinin bu arada 2. basamak sağlık işletmelerinin, hastanelerin müstakil işletmeler haline gelmesini amaçlayan düzenlemeler gibi bir seri çalışmalarımız var. Ve bu çalışmaların önemli bir bölümünde sona doğru yaklaştık. Bir kısmında da başındayız daha işin. Mesela bir Türk ilaç kurumu kurulması düşüncemiz var ve biz bu işin başındayız. Bir halk sağlığı okulu düşüncemiz var. Bu işin başında sayabiliriz kendimizi. Hıfzısıhha okulunu geliştirerek bunu yapmayı düşünüyoruz. Bir Türk akreditasyon kurumu düşüncemiz var ve gördük ki bugüne kadar Türkiyede tıbbi standardizasyonla ilgili akreditasyonla ilgili hemen hemen hiçbir şey yapılmamış. Dolayısıyla aslında bastığımız zemin çok sağlam değil. Evet, sektörel anlamda birçok uzman var. Ancak bir defa bu uzmanlar bizim bakanlığımıza istihdam edilme noktasında belli bir seviyeye ulaşamamıştır. Kısaca böyle durumdan bahsettikten sonra tabi sağlık göstergeleriyle ilgili olarak detaylara girmek istemiyorum.

Hepimiz biliyoruz ki sağlık göstergelerimiz kötü. Bizde gelişmişlik düzeyimizin daha altında sağlık göstergeleri var. Üstelik ülkenin bazı bölgelerinde iyice kötü. Hala anneler doğum sırasında ölüyor. Bebekler 5 yaşına gelmeden bu ülkede 1000 bebeğin bazılarına göre 33ü bazılarına göre 40ı ölüyor. Kaçının öldüğünü de bilmiyoruz üstelik. Elimizdeki istatistiklere de güvenemiyoruz. Bu ülkede kırsalda hamile olan, bebek doğuran ve bu bebeği ölen anneler var ve biz bu bebeklerin doğduğundan da öldüğünden de haberdar değiliz. Onlar köyün bir yerine gömülüyorlar, biz diyoruz ki bebek ölümümüz binde 33. Aslında binde 33 değil bunun üzerinde. Bu husustaki en güzel raporlardan birini kabul etmeliyim ki içinde bulunduğumuz yılda, daha doğrusu 2002nin sonlarında Dünya Bankası verdi. Bilemiyorum, belki alıp inceleme imkanı bulanlar olmuştur. 2 ciltlik bir rapor hazırladılar. Sağlık Bakanlığımızın da elemanlarıyla birlikte hazırlanmış bir rapor ve içinde bulunduğumuz durumu aslında son derece güzel ortaya koyuyor. Buradan bir çıkış bulmak zorundayız. Şunu da söylemeliyim ki elimizdeki kaynaklar hakikaten özellikle finans kaynakları oldukça yetersiz. Bunu zorlamakla arttırmak şansımız yok. En azından kısa vadeli böyle bir şansımız yok. Her zaman sağlık bütçeleri tenkit edile gelmiştir. Son yıllarda. Bu sene de tenkit edildi. Bu senenin sağlık bütçesi yüzde olarak genel bütçenin içinde geçen yılın bütçesiyle aynı oranları taşıyor. Ancak gayri safi milli hasıladan alınan paya bakarsak son 20 yılın en yüksek oranı bu. İlk defa yüzde birlerin üzerine çıkıyor bütçemiz. Fakat tabii ki bunlar yetersiz. Ancak burada şuna dikkatinizi çekmek istiyorum. Bunlar yetersiz ama bu ülkenin sağlık bakanlığının 230 bin tane personeli var. Ve 230 bin personel aslında bugün belki de 50 bin personelin işini yapmıyor. Böyle bir tablo var. Sürekli olarak illerden talepler geliyor. İl sağlık müdürü yanında bir siyasiyle gelip oturuyorlar ve taleplerini bildiriyorlar. Bu taleplerin hemen hepsi birbirine benziyor. Klasik bir birikim dosyasının içerisinden mesela şöyle bir talep görüyoruz. Bize lütfen hekim gönderin. Artık bir virtüel haline geldi. Ben diyorum ki sağlık müdürüne, arkadaşım, lütfen bana söyler misiniz yıllık kaç tane sağlık ocağımızda yılda kaç tane poliklinik yapmışız. Şu kadar diyor. Eğer biliyorsa. Bilmiyorsa kitaplarına, defterlerine bakıyor, bize bir rakam söylüyor. Peki sağlık ocağında çalışan kaç hekim var. Onu da getiriyoruz. Hekim başına günde düşen hasta sayısı kaç tane dediğimizde o hekim isteyen ilden bazen şöyle bir sorun çıkıyor. Hekim başına düşen hasta sayısı 5, 7, 10, 12. Bugüne kadar 20nin üstüne hiçbir il çıkmadı. Yani hekimce fakir dediğimiz iller bile çıkmadı. Ben bugün burada il sağlık müdürümüzle görüşürken aslında iyi bildiğim bazı bilgileri bana bir daha verdi. Falanca sağlık ocağında hekimler bu işi sıraya koymuşlar. Haftada bir kişi bir defa gidiyor, öbür günler serbest. Peki nasıl çözeceğiz bu işi. Bütün hekimleri alalım bir meydana, cezalandıralım bunları. Böyle mi yapalım. Mesleklerinden atalım. Öyle anlaşılıyor ki bu ülkede bu hizmet dalında birçok hizmet dalında olduğu gibi belli bir kültür eksikliğimiz oluşmuş ve bu hakikaten zor. Zor bir iş. Bunlar konuşulmuyor pek. Hep modeller üzerinde konuşuyoruz çünkü. Belki ben bugün arkadaşlarımın bana hazırladığı notlarda da klasik bir model vardı. Bu ülkede maalesef artık bunları söylemenin zamanının geldiğine ve geçtiğine inanıyorum ben. Bu ülkede maalesef hekimler hastalarının ceplerinden para alıyorlar ve bu çok yaygın hale gelmiş durumda. Ve hastalar buna itiraz bile edemiyorlar. Böyle bir hastane yok. Çünkü sistem buna müsaade etmiyor. Peki bundan sadece hekimler mi sorumlu. Hayır. Çünkü biz öyle bir sistem ortaya koymuşuz ki, kamuda çalışan hekimler daha çok çalıştıklarında, daha çok ürettiklerinde hiçbir kazançları olmuyor. Yani haftada bir defa sağlık ocağına giden hekimle sabah sekizde büyük bir hevesle, büyük bir motivasyonla sağlık ocağına gidip de akşam beşe kadar çalışan hekim arasında hiçbir fark oluşmuyor. Yahut sabahtan akşama kadar hastalar için koşturan bir hekimle bu işi kamu hastanelerini özel hastanesi gibi kullanan bir hekim arasında temelde kamu, devlet, bir fark görmüyor. Gözetmiyor. Hatta bu şekilde yapanlar bir anlamda cezalandırılmış oluyor. O halde biz öyle bir sistem kurmalıyız ki burada bu gidişattan huzursuz olan, rahatsız olan, işini iyi yapan, yapmaya çalışan hekimler de, sağlık personeli de, hastalar da memnun olsun. Biz bunu karşılıklı olarak birbirini seçebilme hakkıyla ve özellikle hekim tarafından sağlık personeli tarafından seçilmiş olmanın ödüllendirilmesiyle gerçekleşeceğine inanıyoruz. Daha önce de birçok kereler bunu anlatma fırsatımız oldu. Kısaca şöyle, hastalarımıza birinci basamak sağlık hizmeti vermek bu sistemin temelini oluşturmalıdır. Birinci basamak sağlık hizmetinde hepimizin bildiği gibi klasik olarak bir koruyucu sağlık hizmetleri verilir, bir de tedavi edici sağlık hizmeti verilir. Belki rehabilite edici bazı hizmetler de verilebilir. Bireysel koruyucu sağlık hizmetleri ve yine bireysel tedavi hizmetler, hatta rehabilite edici hizmetlerin bir temel sağlık paketi içerisinde birinci basamak hekimi tarafından yani aile hekimi tarafından verilmesini planlıyoruz ve bütün çalışmalarımızı bu yönde geliştiriyoruz. Bu noktada bir parantez açarak bu kavramın üzerinde durmak istiyorum. Çünkü aile hekimliği dediğimiz zaman bu aile hekimliği uzmanlığı ile karıştırılıyor. Ülkemizde aile hekimi uzmanı sayısı hepimizin bildiği gibi son derece az. Bu hizmeti bu uzmanlığı elde etmiş kişilerin yapması elbette en doğru olanı. Ancak biz şu anda bu hizmeti kanaatimize göre pratisyen hekimlerimize vermek zorundayız. Bu pratisyen hekimlerimizin hizmet içi eğitimlerini yapabiliriz ve yapmalıyız. Bu hizmet içi eğitim sonrasında bu hekimlerimizin bu husustaki bilgi düzeylerini de onları çok yormadan, üzmeden ölçmeliyiz. Bunun için bakanlık daha önce bir tedavi ile ilgili bazı rehberler hazırlamıştı. Tanı ve tedaviyle ilgili. Bu ikincisini de biz yapılmakta olan çalışmayı geliştirerek yaptık. Bu şekilde pratisyen hekimlerimiz bu aile hekimliği hizmetini sunacaklardır. Yani efendim bu hizmeti kimle vereceksiniz. Pratisyen hekimler ne olacak sorusu bu anlamda cevabını bulmuş oluyor. Biz bu hizmeti birinci öncelikli olarak pratisyen hekimlerle vereceğiz. Tabiatıyla aile hekimliği uzmanlığı olanlar da bu işi yapabileceklerdir. Hangi mekanlarda verilecektir bu hizmet. Siz bu iş için, bu hizmeti vermek için yepyeni mekanlar ararsanız, fiziksel ortamları, mevcut olanları yok sayarak yeniden inşa etmeye kalkışırsanız, bu iş gerçekleşemiyor. Geçmişteki teşebbüsler hep bu şekilde ola gelmiştir. Biz şunu öngörüyoruz. Model olarak düşündüğümüzde bir küçük ilçede bu hizmeti verecek yer hemen hemen ülkenin her yerinde bir sağlık ocağı olacaktır. Bu sağlık ocağında koruyucu sağlık hizmetleriyle birlikte aile hekimi hizmetleri de verilecektir. Ki bugünkünden farklı olan ne olacak. Şu olacak basitçe; O bölgedeki insanlara bakan hekimler diyelim ki 5 kişi olsun bu sağlık ocağında. Hastalar tarafından seçilebileceklerdir. Hastalar bu hekimlerden istediklerini seçecekler, onlara kayıtlı olacaklar ve bu hekimler maaşları üzerindeki primlerini bu seçime bağlı olarak alacaklardır. Böylece herkes hastasına daha iyi hizmet etmeyi, hastasını memnun etmeyi ilke edinecektir. Yoksa haftanın bir günü çalışıp da 4 günü başka işle meşgul olarak bu işin olmayacağı açıktır. Bir büyük şehirde yine sağlık ocağı hekimleri bu işi yerine getirecektir. Ama bu şehirlerimizde özel poliklinikler de vardır. Hekimlerin hizmet verdiği özel poliklinikler vardır. Bu şehirlerde bu özel polikliniklerde de bu hizmet verilecektir. Buralardaki hekimler de bu hizmeti verebileceklerdir. Tabii ki belli standartlara ve belli ödeme planlarına bağlı kalmak kaydıyla. Çünkü sistemi çalıştıracak olan geri ödeme kurumlarının, yani sigorta kurumlarının ödemeleri olmak gerekir. Metropollerde belki durum daha farklı. Mesela İstanbulda durum biraz daha farklı olabilir. Çünkü İstanbulda gerçekten birinci basamak sağlık hizmetlerinde özellikle kamunun yeri şu anda çok zayıf. Bu işi daha çok özel sektör üstlenmiş durumda. Kamuyla birlikte. O halde kaynaklar burada biraz daha fazla birlikte kullanılmak durumunda kalınacaktır. Hastanelik kısmına gelince işin. Tedavi edici hizmetlerden bahsediyoruz. Bu aile hekimlerinden hastaneye gönderilecek hastalar bir konsültan hekime gideceklerdir. Yani bir defa kayıt sistemi esas olacağı için, aile hekiminde bir dosya bulunacaktır. Bu hastanın kişisel dosyası ve bir uzman hekime gittiği zaman dosyasıyla gidecektir. Bu uzman hekim konsültan hekim görevini yapıp dosyaya gerekli notları koyacaktır. Ve dosya yine o aile hekiminde kalacaktır. Ve hasta belli fasılalar sonrasında hekiminde birinci basamak hekimini, aile hekimini de istediği zaman değiştirebilecektir. Bakınız. Tekrarlamak isterim. Bu sistemi çalıştırmasını düşündüğümüz temel ilke hastaların hekimlerini seçme özgürlüğüdür. Biraz geriye gidersek aslında çok iyi niyetli çabalar vardır. Mesela ben inanıyorum ki SSK hastanelerinde randevu uygulamasına başlayan meslektaşlarımız, siyasilerimiz, aslında iyi niyetlerle başlamışlardı. Yani bu işin işleri için bir sürü yatırım yapılmış, bir sürü insan da bunu tartışmıştı mutlaka. Yani bir telefon sistemi kurarsak, kişilere şöyle şöyle yaparsak, bu sistem daha iyi yürür diye. İçimizden mutlaka takip edenler ve bilenler vardır ki tamamen tıkanmış ve artık mizahi noktaya gelmiş sistemle karşı karşıyayız. Ve başlamadan. Başlayalı ne kadar bir zaman oldu. Çünkü siz 70 tane hastaya bakacaksınız diye bir hekimin önüne çıkarırsanız bunun adına da randevu sistemi derseniz, bunun yürümeyeceği zaten baştan bellidir. Üstelik hekimler bu 70 hastaya isteyerek de bakmamaktalar. Zoraki bakmaktalar. Zorla güzellik olmaz ki. Nitekim olmuyor. Hatta bu hastanelerin bir kısmında bu randevuların belki de belli menfaatler karşılığı verilir hale geldiğini bile şimdi işitiyoruz. Demek ki sistemde aile hekimliği safhasında hekimini seçme ve kayıt konsültan hekim safhasında da yine hekimini seçme esas olacaktır. Ve ödemelerin mutlaka sigorta kurumlarıyla yapılması esas olmalıdır.

Genel sağlık sigortası kavramı çıkıyor galiba ortaya. Bu hakikaten zor bir mesele. Çalışma bakanlığımızda, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımızda çok çalıştık bu konuyu ve sistemin en zor taraflarından birisi gibi görünüyor. Ancak şunu gözden ırak tutmamalıyız. Aslında Türkiyede bir sağlık sigortacılık sistemi var, Türkiyede insanların önemli bir bölümü SSKya bağlı, önemli bir bölümü Emekli Sandığına bağlı, Bağkurlu vs vs. Hatta yeşil kart diye bir yarım sigorta sistemini de hesaba katarsak ülkenin yüzde 80inden fazlası belki de 85i aslında sigortalı. Ancak ortalıktaki keşmekeşten dolayı hizmet doğru dürüst verilemiyor. Yan yana iki hastane var. Birinin adı SSK hastanesi, öbürünün devlet hastanesi, vatandaş birinden hizmet alabilirken, yanındakinden hizmet alamıyor. Birinin doluluk oranı yüzde 120. Evet, yüzde 120, çünkü koridorlara da yatak konuluyor. Ve bunun doluluk oranı yüzde 40, 60, 50. Hatta kamunun elinde öyle hastaneler var ki abartmamak için belki temas etmek istemiyorum, bazı kurumlarının yüzde 20 doluluk oranıyla hastane gidiyor ve biz hastanesizlikten, yataksızlıktan kırılıyoruz. Nasıl olur da hastaneleri birlikte kamunun hizmetine açarız, şu anda bunun üzerinde ciddi yapıyoruz ve belli bir noktaya geldik. Özellikle SSK hastanelerinde ortak hizmet vermek konusunda. Tabi özel sektörü olayın içerisine sokmak ve özel sektörden gerekli hizmeti almak belki başlangıç için biraz zor görünüyor, çünkü baştan da bahsettiğim gibi standardizasyon ve akreditasyon kavramı çok gelişmiş değil. Ancak burada da şu var, biz bu yıl birçok kalemde paket fiyatlar hazırlıyoruz. Bunun kısmen de olsa yararının olduğuna inanıyoruz. Yani bir hizmeti eğer belli bir standart fiyata satın alabiliyorsanız, bunu rahatça özel sektörden de satın alabilmelisiniz. Kamu tarafından bakınca. Örnek verelim. Bir katarakt ameliyatı yaptıracaksınız. Eğer sizin bütçe talimatınızda, yani kamunun ödediği fiyatlar açısından buna A fiyatını koymuşsanız, A fiyatına bunu özel sektör de paket olarak yapıyorsa zaten ortada bir sorun yok demektir. Rahatça oradan bu hizmeti satın alabilirsiniz. Kısaca koruyucu sağlık hizmeti, yani toplum sağlığı hizmeti açısından, genel koruyucu sağlık hizmetleri açısından da bazı şeyler söylemek istiyorum, kişisel koruyucu sağlık dışında bu konuda gerçekten anne ve çocuk sağlığını çok önemsiyoruz. Şöyle ki bu ülkede hamile anneler yeterince izlenilse, riskli doğumlar zamanında bilinse ve hekim tarafından özellikle de uzman bir hekim tarafından bu doğumlar sağlanabilse yüksek riskli gebelikler de bir yeni doğan ünitesinin bulunduğu bir yerde doğum yaptırılabilse, Türkiyedeki bebek ölümlerinin süratle azalacağına inanıyoruz. Ve bunu biliyoruz da aslında. İşin bir tarafı bu. Bunun üzerinde de hakikaten çok kafa yormaktayız. İkincisi, bu noktada ülkemizde bugüne kadar gözden kaçan çocuk maynutisyonudur. Yani çocukların kötü beslenme durumudur. Bir çocuk kızamık hastalığından ölüyorsa, o aslında büyük bir ihtimalle maynutisyondan ölmektedir. Bir çocuk ishalden ölüyorsa çok büyük bir ihtimalle o çocuk maynutisyondan ölmektedir. Bir çocuk pinemoniden, zatürreeden ölüyorsa, büyük bir ihtimalle o çocuk yetersiz beslenmekten maynutisyondan ve D vitamini eksikliğinden ölmektedir. Asıl temel nedenler bunlardır. Çünkü maynutisyon bütün bu hastalıkların yani çocuk ölümüne sık yol açan hastalıkların vücut tarafından yenilememesine, bağışıklık sisteminin bozuk olmasından dolayı morbiditenin ve montalitenin artmasına yol açmaktadır. Onun için bu yıl önemli bir programa başlıyoruz. Anne sütü her zaman gündemde kalmıştır ama biz buna anne sütünün devamında bebek beslenmesine mama katkısıyla da bu yıl girmek istiyoruz. Bazı bölgelerimizde. Birkaç önemli projemiz daha var. Daha önce başlatılamamış olan. Bunlardan birisi feriketoloji ve hipotiroit taramasıdır. Bu yıl başlıyoruz biz buna. Ülkemizdeki zeka gerisi çocukların büyük bir bölümü bu iki hastalıktan dolayı topluma bu şekilde maalesef çıkmaktadır. Başka daha küçük ölçekli projelerimiz var. Evet, sistemin temelini zannediyorum epeyce anlatabildim ve sorularla gidersek şu andan itibaren daha da yararlı olacağına inanıyorum.

SİBEL GÜNEŞ (Sağlık Muhabirleri Derneği Başkanı): Sayın Bakan, çok teşekkür ediyorum. Sorulara geçmeden önce örnekleme çalışması başlattınız mı. Buradan ne zaman sonuç almayı düşünüyorsunuz:

BAKAN - Soru için çok teşekkür ediyorum Biz bu sene bütçe talimatımıza, bütçe talimatımıza bir madde koyduk. Burada döner sermayelerin primlerinin dağıtılması için yepyeni bir model getiriyoruz. Biraz önce size bahsettiğim şekilde. Hastaneye gidildiğinde bir hasta hekimini seçebiliyor ve hekimler de bu seçilmiş olmaktan dolayı daha fazla kazanabiliyorlar. Yani siz gidiyorsunuz hastanede ben falanca hekime muayene olacağım diyorsunuz ve sizi o muayene ediyor. Biliyorsunuz, özel sektör dışında bugün sistemde böyle bir imkanınız yok. Polikliniğe gidersiniz, karşınıza kim çıkarsa o sizi muayene eder ve bu aslında dünyanın bugün geldiği noktada hasta hakları konusunda da çok geri olduğumuzu gösteriyor. Ve kişiler yani hekimler daha doğrusu belli bir objektif performansa sahip oluyorlar böylece. Kaç hasta muayene ettiniz, kaç müdahale yaptınız, kaç tane ameliyat yaptınız. Bunlara göre bir puanlamanız oluyor. Türk Tabipler Birliğinin bir puanlaması var. Bu puanlamanın üzerinde de çalışıyoruz şu anda. Ve buna göre de döner sermaye primi almış oluyor. Yani hasta rahatça hekimini seçmiş oluyor. Biz Bolu ilini örnek il olarak aldık Birinci il olarak. Burada hem bu sistemi başlatıyoruz, hem de sigorta hastanesi, devlet hastanesi ayrımını ortadan kaldırıyoruz, kaldırdık daha doğrusu 1 Nisan itibarıyla. Hem de birinci basamak sağlık hizmetlerinde aile hekimliği sistemi mantığıyla götürmeye başladık. Bir veya iki ay içerisinde aldığımız sonuçlar da başka bölgelerde de bunu uygulamaya başlayacağız. Niçin birçok yerde birden başlayamadık, başlamadık veya çünkü bir defa alt yapımız yetersiz. İkincisi de uygulama sırasında bu düşüncelerimizin hangi problemleri ortaya çıkardığını ve bunları aşabileceğimizi de görmek istiyoruz. Şu anda Boluda başladık. Ve yakın bir zamanda da İstanbulda Şişli Etfalde uygulamaya başlayacağız bu döner sermaye uygulamasını. Bu arada özellikle SSK ile hastanelerimizin birlikte kullanılması projesinde de çok önemli bir aşama kaydetmiş bulunmaktayız. Aşmaya çalıştığımız en önemli sorun şudur. SSK hastaneleri, biliyorsunuz, sigortalılarına ilaçlarını kendi hastanelerinde veriyorlar. Ve bu onlar için bir tasarruf sağlıyor. Bu ilaçların dışarıdan alınması durumunda SSK bunun finansman yükünü çekemeyeceğini düşünüyor haklı olarak. Dolayısıyla sistemin yürümesi için mutlaka bu ilaçların devlet hastanelerinde de verilmesi lazım. Sigorta ilaçlarının ve yine bu ilaçların birinci basamak sağlık hizmetini alan sigortalılara da bir şekilde eczanelerce verilmesi lazım. Sigorta kurumu bu hususta eczacı odasıyla görüşme halinde ve şu anda bunu halletmeye çalışıyor. Bu bir kalem sorun, aslında çok önemli bir sorun. Çünkü bugün sigorta kurumlarının çok büyük açıkları var ve yeni finans yüklerine tahammül güçleri yok.

ÖMER GÜZEL - Sağlık maliyetleri belirlendikten sonra zaten hizmetin verilmesi, akreditasyon keyfiyeti ile bütünleştiği zaman bunun da dileriz ki kamu veya özel sektör ayrımı olmaz. Tüm sağlık kuruluşları bu akreditasyon çerçevesinde telakki edilir. O zaman zaten hastanın gerçek anlamda hekimini ve sağlık kuruluşunu seçme özgürlüğü gerçekleşmiş olur. Bu maliyet konusu biraz açarsanız sevinirim. Bir de benim şahsi görüşüm var. Bu sağlık ocaklarındaki hekime kayıtlı olmak bana biraz İngilteredeki sağlık sistemini anımsatıyor. Bu konunun da artıları ile eksileri hakkında biraz bilgi verirseniz teşekkür ederim.

BAKAN- Sağlık Bakanlığımız, bizden önceki arkadaşlarımıza teşekkür borçluyuz bu hususta. Çalışma başlatmış. Bu proje çerçevesinde. Bunun sonuçlarını haziran ayında alacağız. Ümit ediyorum ki elimize gerçekten iyi veriler gelir. Çünkü bu gerekli, ama yapılması çok kolay bir iş. Dünyadaki sisteme benziyor. Amerika dışında. Amerikada biraz iş tamamen özel sektör mantığıyla gidiyor ve sigortacılık tarafı da özel, hizmet tarafı da özel, parçalı. Tamamen Amerikanın kendi mantığı içerisinde gelişmiş bir sistem. Aslında İngilteredeki sağlık sistemi iflas falan etmedi. İngilteredeki sağlık sistemi arızalar veriyor. Ve arızalar vermesinin sebebi aile hekimliği sistemi falan değil İngilterede sağlık hizmetleri bedava veriliyor. İngiltere böyle bir ülke. Yaşayanlar bilirler. Ben 1991 yılında İngilterede üniversiteden görevli olarak uzunca bir süre bulundum. Ailemle birlikte gittim ve benim hükümetim kendi imkanları çerçevesinde bana şunu söyledi. Senin sağlık harcamalarını karşılarız. Ancak ailenin sağlık harcamalarını karşılayamayız. Oysa İngiliz hükümeti şöyle söyledi. Ülkeye hoş geldiniz. Bütün sağlık harcamalarınız bizim sırtımızdadır. İngiltere bir dünya imparatorluğundan gelme kültürle ülkesinde bulunan herkese sağlık hizmetini ücretsiz olarak sunuyor ve bütçeleri artık buna tahammül etmiyor. Yeterli sağlık sistemi çökmüşse eğer buna da ben inanmıyorum ama, çökmüş olmasının veya zedelenmiş olmasının sebebi bu. Yoksa sistemde çalışmayacak hiçbir şey yok. Siz bugün İngiltereye gidin. Herhangi bir CP’ye kaydolun. Ertesi gün telefon açın, çocuğum ateşli, gecenin 12sinde gelir çocuğunuza bakarlar evinizde. Nasıl bir çökmüş sistem, ben bilmiyorum. Dünya Sağlık Örgütünün bir yetkilisiyle bundan 2 hafta kadar önce görüştük, aile hekimliği mantığımızı falan anlattık, bize şunu söyledi gayet kibarca. Sizi tebrik ederim. Bu hususta Norveç’ten öndesiniz. Onlar da şimdi aile hekimliği sistemi arayışı içerisindeler. Ben de dedim ki önde görünüyoruz herhalde ama. Bu yarışta bir tur bildirir bir liste. Sonra öbürünün önünde görünürsünüz. Bu öyle bir önde görünme herhalde. Hiç kimsenin önünde falan değiliz. Aslında sorunumuz da sadece sistemle ilgili. Yani ben açıkça söylüyorum. 224 sayılı yasayla da bugünkünden çok daha mükemmel bir sağlık hizmeti verilebilirdi. Halen de verilebilir. Ancak bu ülkedeki sağlık çalışanı kültürüyle verilemez. Çünkü bu ülkede kişilere çalışırsanız üretirseniz, hastanızı memnun ederseniz daha çok kazanırsınız demedikçe kısa vade için söylüyorum ben bir çözüm göremiyorum.

İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ Prof. Dr. İNCİ OKTAY: Önce verdiğiniz bilgiler için çok teşekkür ediyoruz. Bizde sağlıkta dönüşüm projesi ile ilgili merak ettiğimiz birçok alan vardı. Ben izninizle mümkünse şunu öğrenmek istiyorum. Aile hekimliğine dönüşen sistem içinde acaba diş hekimliği hizmetlerinin topluma aktarılması veya sunulması nasıl olacak. Çünkü siz de biliyorsunuz, sağlık bakanlığında diş hekimliği hizmetleri tedavi hizmetleri genel müdürlüğüne bağlı ama biz üniversiteler meslek kuruluşları hep diş hekimliği hizmetlerinin de birinci basamaktan başlamasının toplumun ağız diş sağlığı durumunu çok önemli ölçüde etkileyeceğini düşünüyoruz. Acaba bu yeni dönüşüm programı içinde bir yeni aile diş hekimliği kavramı gibi mi yaklaşım var yoksa sağlık ocağı diş hekiminin görev ve sorumluluğunu değiştirerek onu birinci basamakta çalıştırmaya yönlendirmek mi var, eğer bu konuda bilgi verebilirseniz memnun oluruz. Teşekkür ederim.

BAKAN
- Ben çok teşekkür ederim. Önce müsaade ederseniz küçük bir soru ben size sorayım. Mutlaka malumatınız vardır. Acaba Avrupa’da ağız ve diş sağlığı konusunda en kötü ülke biz miyiz.

İNCİ OKTAY- Aşağı yukarı böyle olduğunu söyleyebiliriz. Ancak biz kendi çalışmalarımız içinde ağız diş sağlığı açısından sağlık sistemini incelediğimiz zaman, yapılması gereken çok fazla şey var ama bütün zorluklara rağmen Türkiye için ağız diş sağlığını iyileştirecek modeller oluşturmak mümkün. Bunların zaten çalışmaları da var. Sonuçları alınmak üzere. Sağlık Bakanlığının bu konuda üniversiteyle yürüttüğü bir çalışma var bizim fakültemizde. Onun da sonuçları alınıyor. Bizde ileri yaş gruplarında çok yüksek ağız diş sağlığı sorunları ama 14 - 15 yaş grubunda hep kontrol edilebilir düzeylerde. Eğer kaynaklarımızı ve birinci basamak hizmetleri bu yaş gruplarına yönlendirebilirsek ileri yaş gruplarda hastalığın yaygınlığını çok kolaylıkla kontrol altına alabiliriz.

BAKAN- Size tamamen katılıyorum. Mutlaka bir aile diş hekimliği kavramı olmalı bu ülkede. Bunu çok geliştirebildiğimizi söyleyemem. Bugün aynı masada oturduğumuz değerli diş hekimleri birliği başkanına da söyledim. Bir model olarak bunu bize geliştirir misiniz diye. Çünkü benim bakanlığımda hakikaten diş hekimliği konusu iyice geri planda kalmış bir konu. Burada da karşımıza çıkacak ana sorun geri ödeme kurumlarının yani sigorta kurumlarının bunu nasıl kabulleneceğidir. Yani öyle bir noktaya gelinmiş ki finanssal açıdan, yani hiçbir yükü kabul ettiremiyorsunuz kolay kolay. Mesela bugün ambulans hizmetleri sigortacılık sistemi içinde kabul edilme eğiliminde değil gibi. Ancak mutlaka bu bir şekilde aşılmalı ve aile diş hekimliği kavramı bu ülkede yerleşmeli. Yani modelimizin içinde kavramsal olarak bu var. Ancak şu anda altını çok iyi doldurduğumuzu söyleyemem.

SİBEL GÜNEŞ (Sağlık Muhabirleri Derneği Başkanı) – Sayın bakan ben bir soru sormak istiyorum. Sizin 230 bin kişiden bahsettiğiniz belli bir kişinin işi ile yapılmıyor dediniz. Sağlıklı bir norm kadro uygulaması olacak mı?

BAKAN – Burada da tabii yanlış anlamalara mahal vermemek için şunu söylemek isterim. Aslında gelişmiş ülkelere kıyasladığımızda bu 230 bin kişi bize gerekli. Bunun üstünde rakamlarda gerekli. Benim söylemek istediğim şey şudur. 230 bin kişiyle biz 230 bin kişilik iş yapsak şu anda zaten sağlık göstergelerimiz, sağlık durumumuz şu andakinden çok iyi olurdu. Yine gelişmiş ülkelerdekinin gerisinde olurdu ama şu andakinden çok ileride olurdu. Bu anlamda mutlaka bir performans değerlendirmesi yapmak zorundayız ve bunu yapacağız da. Buna kararlıyız. Ancak performans değerlendirmelerinin sübjektif olmaması gerektiğine inanıyoruz. Çünkü bu ülkede sübjektif değerlendirmeye dayalı hiçbir krite uygulayamazsınız. Yani bir otorite koyup da o otoritenin kendi altındakilere evet bu iyi çalışıyor, bu verimlidir ben bunun hakkında olumlu bir görüşe sahibim demesini bu ülkede gerçi şu anda gerçekleştiremezsiniz. Bu yanlış şeylerle sonuçlanır. Kişilerin birbirini kıyımıyla sonuçlanır. Efendim, birçok boyuta çekilebilir. Onun için mutlaka mükemmel olmasa da objektif, yani niceliksel veriler kullanmak zorundayız performansı değerlendirirken. Norm kadro çalışması yine bakanlığın var. Buna da başlanmış. Zaten kanunen başlanmış olması gerekiyordu. Aslında kanuna göre 2002nin 12. ayında norm kadro uygulamasına sağlık bakanlığında geçilmiş olması gerekiyordu. Çalışmaların bitmiş olması gerekiyordu. Şu anda bu işin kendisine verildiği bir kurumumuz bunu tamamlamakla meşgul. Bize henüz teslim edemediler. Elimize geçince bunları değerlendireceğiz. Norm kadro çalışması açısından. Ancak tabi şu mantıkla yapılmış o. Sağlık bakanlığının norm kadro ihtiyacı. Ülkenin norm kadro ihtiyacı falan değil. Bu da eksik tabii.

ABDULLAH KARACIK (Marmara Üniversitesi) – Ben finansman yönüyle görüşlerinizi almak istiyorum. Ülkemizde 2002 senesinde ulusal gelirimiz kişi başına 2500 dolar düzeyinde ve sayın hocam bir şeyin eklenmesini önerdi. Uygun gördünüz. 7 milyon civarında bir şemsiyenin dışında insan. Genel sağlık sigortasına dahil edersek. Ve tabii verilen hizmetlerin kalitesinin arttırılacağını söylediniz. Tabii nüfusumuzun şu an aşağı yukarı 37 milyonu 25 yaşın altında. Avrupa nüfusuyla mukayese ettiğimiz vakit çok genç bir nüfusumuz var. Sorunu bugün çözmek nispeten kolay. 10-15 sene sonrası için çok daha zor. Finansman için modeller ne olacak sayın bakanım? Teşekkür ederim. BAKAN – Finansmanı sadece modelle çözmek mümkün değil. Finansman sizin de çok güzel belirttiğiniz gibi ülkenin kaynaklarıyla ve zenginliğiyle doğrudan ilgili. Biz sağlık sisteminde bir dönüşüm hedefliyorsak mutlaka bunun ülkenin ekonomisiyle yakın ilişkisi var. Yani sizin 2500 dolar civarında bir milli gelirden pay alma durumunuz olduğu bir ülkeniz var, ABD’de 1 kişiye yapılan sağlık harcaması 4000 doların üzerinde. Sizde bu rakam tam bilinmiyor ama işte 100 dolar civarında. 140 dolar diyen var, 120 dolar diyen var. Bu husustaki veriler de tartışılır. Fakat ben şuna inanıyorum. Biraz bardağın dolu tarafını görmeliyiz. Nasıl görebiliriz, bir defa bizim ülkemizde 4.5 milyar dolar civarında yıllık ilaç harcaması var. Bu ilaç harcamasının bunu da bugüne kadar kimse tam hesap etmiş değil ama belki de 1-1.5 milyar dolar. Bazı verilere dayanarak söylüyorum. Aslında israf edilen rakamlar. Bu ülkede her üst solunum enfeksiyonu geçiren çocuğa antibiyotik reçete veriliyor. Bu ülkede bir reçetede 4 taneden az ilaç bulmak hemen mümkün değil. Dolayısıyla finansmanı bu husustaki harcamaları azaltarak yani rasyonel bir tanı yöntemi kullanarak, yani toplumsal anlamda söylüyorum. Rasyonel ilaç kullanarak finansman açısından elimize bir şeyler alabiliriz. Birincisi budur. Bunun dışında hakikaten çok fazla bir kaynağımız yok. Kabullenmek zorundayız. Bir de finansman olarak şunu söyleyeyim. Şu küçümsediğimiz sağlık bakanlığı bütçesinin yüzde 70’ten fazlası personel harcamalarına gitmektedir. Yani hekimlere, sağlık memurlarına, vs. Ben soruyorum şimdi size. Burada özel sağlık kuruluşları var. Bu kadar sağlık personeli biz onlara versek onlarla harikalar yaparlar. Bu insanlar bizim elemanlarımız. Biz maaş veriyoruz, para veriyoruz. Evet üzülerek söylemeliyim ki olması gerekenin altında veriyoruz. Yalnız ülkede herkes aslında olması gerekenin altında kazanıyor. Mühendisler de böyledir. Hep örnek verilir. Hakimler de böyle. Bir hakimin kazandığını 20 senelik bir hekim kazanamıyor falan. Ben bunları hep incelettim. Grafikler çizdim. Birinci dereceye gelen bir hakim evet, epeyce bir para kazanıyor. Ama o noktaya gelmiş bir uzman hekim de bazen onun çok üstünde kazanıyor. Yani ekstrem örneklerle gitmezsek eğer ülkede ücretleriyle geçimini sağlayan herkes az kazanıyor. Bu arada sağlık çalışanları da az kazanıyor. Ve mutlaka daha çok kazanmaları gerekiyor. Ama şöyle veya böyle resmi kayıtlı 2.5 milyon işsizi olan bir ülkedeyiz. Belki 5 milyona yakın işsizi olan bir ülkedeyiz. Ve diş hekimleriyle ilgili 120 tane kadrom var. Yüzlerce, belki binlerce tavassut talebi geldi. Bizim yakınımız var. Bunlara kadro verin diye. Noter huzurunda kura çekerek bu kadroları dağıttık. 2 bin tane diş hekimi müracaat etti. Yani bu kadar işsizinin bol olduğu bir ülkede hatta diş hekimi gibi son derecede zor bir mesleğin sahip olan bir kişinin bile gideyim de şurada bir devlet memuru parası alayım dediği bir ülkede eğer devlet memuru olmuş, devlet kadrolarında çalışan bu insanlar bu hizmeti üretemiyorsa burada bir yanlışlık var. Demek ki bizim finans kaynağımız kısıtlı ama bardağın dolu olan kısmını kullanabilirsek iyi şekilde biz daha bir sağlık hizmeti veririz. Yani şimdikinden daha iyisini veririz. Öyle hayalleyelim yani 2 sene sonra, 3 sene sonra şimdikinin 2 misli bir sağlık kalitesine ulaşmışsak, evet, biz Norveç’in sağlık kalitesine olmuyoruz. Kanada’ya da ulaşmış olmuyoruz. Finlandiya’ya da ulaşmış olmuyoruz, hatta o sağlık sistemi çökmüş olan İngiltere’ninkine de ulaşmış olmuyoruz, ama şimdikinden 2 misli iyi bir yere ulaşmış oluyoruz. Bizim hedeflediğimiz budur.

SİBEL GÜNEŞ (Sağlık Muhabirleri Derneği Başkanı) - Sayın bakan prim toplama konusundaki başarısızlığı nasıl açıklarsınız? Elimizdeki deneyimler çok pozitif deneyimler değil. BAKAN- Bunu aslında SSKnın İstanbuldaki bölge müdürüne sormak lazım. Çalışma bakanına sormak lazım. Çok zor olduğu aşikardir. Kabul ediyorum. Çünkü ülkede sigortasız insanlar var. Ve siz bunlara yeşil kart sistemi veya sosyal yardımlaşma fonundan yararlanan insanlar gibi. Evet, biz sosyal bir devletiz. Sizin bu ihtiyacınızı biz görürüz dediğinizde veya sisteminizi de iyi oluşturamadığınızda bu sefer prim ödemeyi veya prim ödeme durumundan bu insanın vazgeçmesini sağlıyorsunuz. Nasıl olsa bakacaklar. Ne diye prim ödeyeyim diyorsunuz. Dolayısıyla kabul etmeliyim ki burada çalışma ve sosyal güvenlik bakanlığı yani yarın bizim hedeflerimizde kamu sigortacılığını, kamu sağlık sigortacılığını yapmasını planladığımız bakanlığın işi gerçekten çok zor. Bunun nasıl yapılacağını onlar bilecekler. Ben doğrusu çok bilemiyorum. Ama bu hususta da arkadaşlarımızın çok ciddi çalıştıklarını iyi biliyorum.

DR. ABİDİN ÖZÇELİK (Sağlık Kuruluşları Derneği Merkez Yönetim Kurulu Üyesi) – Sayın bakanım bu toplantıya katıldığınız için size çok teşekkür ediyorum. Efendim ben görüşlerinize gerçekten katılıyorum. Özellikle sağlıkta kamunun ağırlıklı olmasını ve birinci basamakta ağırlıklı olmasını, ikinci ve üçüncü basamakta denetleyici olmasını gerçekten isteyen bir insanım. Yalnız özel sektör olarak da büyük sıkıntılarımız var. Çok haksız rekabet ortamlar var. Kızılay uygulamaları, KDV uygulamaları, vakıf hastaneleri gibi yanlış uygulamalar var. Sanıyorum bunları da biliyorsunuz. Bu dosyaları da size sunmuştuk. Ankara’daki görüşmelerimizde. Bu konudaki görüşlerinizi alabilir miyim efendim.

BAKAN – Aslında şunu söylemeliyim ki bu hususta sizinle aynı taraftayız. Rekabeti engelleyici unsurların ortadan kaldırılması gerektiğine inanıyorum. Tabi bu konuda bizden çok maliye bakanlığının işidir. Bu hususta ilgili bakanlıkla da görüşmeler yapıyoruz. Tabi kazanılmış hakları bir şekilde geriye almak zannedildiği kadar kolay değil. Şimdilik bu kadar söyleyeyim müsaadenizle.

CENGİZ GÜL (Yönetici) – Bu toplantı için ben de herkes gibi teşekkür ediyorum. Genel sağlık sigortasına geçiş sürecinde ve sağlıkla ilgili sorunlarımızın hepsini buradaki herkes biliyor. Siz de birtakım tespitlerde bulundunuz burada zaten. Ben 1992 yılında tıp fakültesini bitirdiğimde sağlık grup başkanlığı uygulaması ilk o dönemde başlamıştı ve sağlık grup başkanlarından birisiyim ben. O dönemde sağlık proje koordinasyon kurulurun çalışmalarını görme fırsatım olmuştu. Ve orada diyordu ki işte 1996 yılına kadar genel sağlık sigortasına geçiş süreci tamamlanacak, 2000 yılında bu şemsiye altında olmayan hiç kimse kalmayacak diyordu. Biz 2003 yılına kadar geldik. Bugünkü konuşmada da sürenin de kısıtlı olması nedeniyle belki çok genel çerçevede konuşuyoruz. Ama hepimiz biliyoruz ki özellikle içinde bulunduğumuz hükümet acil eylem planını hazırladığı sırada 1 yıllık bir süre içinde buna geçişten söz etti. O durumda da daha somut şeylerden bahsedebilmeliyiz diye şu anda düşünüyorum. Örneğin konuşmalarınızdan çıkarabildiğim kadarıyla personel istihdamının … saygı duyduğu bir durum. Peki var olan istihdam içerisinde kamu personeli iken bu insanlar tercih edilmeyen hekimleri biz ne yapacağız. Bu ikincisi oluyor. Hemen tamamlıyorum. Üçüncüsü olarak da örneğin özel sektör temsilcileri burada çok fazla olduğu için özel hastaneler yönetmeliğini çıkardık. Eleştirileri var. Şikayetler var. Sorunlar var. Hukuki anlamda bile şikayetler danıştaya kadar gitti. Özel hastaneler için var olan standardın doğru olduğunu kabul etsek bile standart uygulanmışken kamuda buna yönelik nasıl bir standart görüyorsunuz önümüzdeki dönem içerisinde. Teşekkür ederim.

BAKAN – Verimlilik için somut ne yapıyorsunuz veya ne yapacaksınız dediniz. Aslında bunu konuşmamın içinde kısmen söylemiştim. Şu anda Bolu’da bu anlamda bir uygulama başlattık biz. Şunu yapacağız. İsterseniz bundan önce şunu söyleyeyim. Aile hekimi bir kamu hekimi olarak da görev yapacak, yapıyor da zaten. Aile hekimlerini bunların içinden seçtiğimizde tercih edilmezse ne yapacağız. Tercih edilmezse maaşını almaya devam edecek. Çünkü kamuda çalışan sağlık ocağı hekimleri birinci basamak hekimlerinin başka görevleri de var. Yani genel çevre sağlığı hizmetleri ve toplumsal koruyucu sağlığıyla ilgili. Ve biz aslında sağlık çalışanlarına verilen ücretleri de hakikaten az bulduğumuz için bunu bir baz maaş olarak kabul ediyoruz. Yani bazal aylık gelir. İşte insanı öldürmeyecek kadar bir gelir. Karnı aç kalmaz bununla belki. Ancak bunun üzerindeki kazancı kişiselleştiriyoruz işte. Yani bir aile hekimi olarak bir kişi tercih edilmiyorsa, yahut bir hastanede uzman hekim olarak tercih edilmiyorsa kusura bakmasın. O maaşını alacak, paşa paşa oturacak. O maaşı bozdurup bozdurup harcayacak. Tercih ediliyorsa daha çok kazanacak. Sistem buna odaklıdır. Bu anlamdaki uygulamamızı da Boluda başladık şu anda. Bu önemli bir adımdır. Biz hükümet edeli 5 ay gibi bir süre oldu. Bu modeli geliştirmek, yerine koymak, bunun pilot bölgesini hazırlamak, bunun kanununu çıkarmak, bu ülkede kanun çıkarmak falan kolay değil biliyor musunuz. Şunu açıkça söyleyeyim, biz bu hususta çok şanslı bir iktidarız. Çok süratli yol alabiliyoruz. Yani bazen kanunlarımız bir defa sayın cumhurbaşkanımıza gidip dönüyor, yine biz onu çıkarabiliyoruz. Yoksa bu işleri hiç yapamazdık. Şu anda bu hususta ciddi adımlar atmış durumdayız. Özel hastaneler yönetmeliği çok tetkik almıştır. Sektörden defalarca görüş aldık. Bir araya geldi arkadaşlarımız. Ben görüştüm sektör temsilcileriyle. Ve bu yönetmeliğin yenisini şu anda yayınlanmak üzere gönderdik biz. Umarım ki bu birincisinden iyi olmuştur. Çok üstünde çalıştık. Çok haklı olarak şunu söylüyorsunuz. Kamu hastaneleri ne oluyor. Zor bir soru bu doğrusu. Ancak şunu söyleyebilirim size. Kamuda yeniden yapılanma ve mahalli idareler kanununu hazırlıyoruz bir taraftan. Bu kanunda öngörülen kesinleşmiş bir husus değil bu, lütfen olmuş gibi bir yere kaydetmeyin. Tartışılan metni söylüyorum. Bakanlar kurulumuzda üzerinde tartışmaya başladığımız metinden bir küçük pasaj söylüyorum. Bu metin büyük bir devrim. Mesela bu metne göre sonuç nasıl şekillenir bilmiyorum, ama sağlık bakanlığının taşra teşkilatı kalmıyor. Bizim taşra teşkilatımız olmuyor. Sadece ulusal koruyucu sağlık hizmetlerinin ve ulusal anlamdaki çevre sağlık hizmetlerini yürütmek bakanlığın birinci görevi oluyor. Onun dışında bütün hizmetler taşraya devrediliyor. Mahalli idarelere devredilmiş oluyor. Yerinden yönetime devredilmiş oluyor. Bu anlamda sağlık bakanlığı planlayan standartlar koyan, akredite eden, denetleyen, ulusal sağlık politikalarını ortaya koyan bir kurum haline dönüşüyor. Böyle olunca yani hastaneler bizim olmayınca, o zaman kamu hastanelerinde standart getiririz.

SİBEL GÜNEŞ (Sağlık Muhabirleri Derneği Başkanı)
- Sayın hocam, kamuda çalışan hekim muayenehanesi olanla olmayan arasında alacağı prim açısından bir farklılık var mı?

BAKAN
– Evet bu da çok güzel bir soru. Şu anda Bolu’da başlattığımız ilk örneğimizde objektif performans ölçeğine göre prim dağıtma çerçevesinde muayenehanesi olan hekimlerin katsayı çarpanı ½ dir. Böyle başladık. Buna göre gideceğiz. Yani siz iki hekimsiniz. Aynı puanı aldınız o ay. Yaptığınız objektif işlerden dolayı. Muayenehaneniz varsa sadece kamuda çalışan, fulltime çalışan hekime göre yarı yarıya daha az prim alacaksınız. Böyle bir ön uygulamayla başladık. Kamuda çalışmayı özendirmek istiyoruz.

SÜHEYL POZANTI (Sağlık Yöneticileri Derneği Başkanı)
– Ben çok heyecanlandım anlattıklarınızın bir bölümünden. Çok küçük bir katkıda bulunmak istiyorum. Hepimizin bildiği gibi bireyler hekimlere muayene olmak ve iyi olmak için gidiyorlar hastanelere, sağlık kuruluşlarına. Başlattığınız pilot uygulama çok heyecan verici. Belki yolun başında bunları söylemek güzel. Böyle bir uygulamayı. Şimdi demin güzel bir örnek verdiniz. SSKda hekim 70 tane hastaya bakıyor. Sonuçta ne hasta memnun ne hekim memnun. Ama herhalde böyle bir uygulamayla hekimin performansını değerlendirirken her zaman söylediğiniz gibi ortak yapı olması gerektiğini her zaman düşünüyorum. Yani sadece hekimin yaptığı ameliyat sayısı, baktığı hasta sayısı veya buna benzer ölçütleri esas alırsak bireyin oraya ne olmak için gittiği, mesela somut sistemden uzaklaşıyor muyuz. Esas bunları değerlendirmek için birtakım ölçütleri acaba şimdiden uygulamak gerekir mi diye düşünüyorum. Teşekkür ederim.

BAKAN- Biz şöyle düşünüyoruz. Hakikaten bu husustaki kültürü ve birikimi az olan bir ülkedeyiz. Bakınız, yanlış anlamayınız. Türkiye de aslında tıp geri değil. Tıbbi organizasyon çok geri. Tam sizin konunuzda çok geri kalmış durumdayız biz. Bu noktada kişilerin performanslarını subjektif ölçülere göre belirleyecek her çabanın geri tepeceğine inanıyoruz. Daha açık konuşayım. Bunun suiistimal edileceğine inanıyoruz. Yani kişilerin beğenmedikleri yahut çıkar çatışması içinde olacak kişilerin bu şekilde kolayca cezalandırabilecekleri bir ülkedeyiz. Bunun ideolojik boyutu olabilir. Bir sürü boyutu olabilir. Dolayısıyla şimdilik hasta memnuniyetini 1. derecede esas almaktan başka bir çıkar yol göremiyoruz. Bunun daha sonraki adımları söylediğiniz gibi atılabilir. Modeller geliştirilebilir. Evet, hastayla hekim arasında bir bilgi asimetrisi var. Doğru. Her zaman hasta en doğrusunu seçemez. Şu anda ulaşabileceğimizin en iyisi olarak bunu buluyoruz. Hiç değilse hastanın hekimini değiştirebilmesine imkan tanıyalım.

ECZACI ERKAN ÇİFTÇİ (İstanbul Eczacılar Odası Yönetim Kurulu Üyesi) – Kriz bahane edilerek hastaların ilaç harcamaları kısıtlanıyor. Yani ilaçtan tasarruf edilmeye çalışılıyor. Ancak teşhiste ve tedavide kullanılan ilacın haricinde medikal malzeme diye özetlenen alet ve ürünler var. Bu malzemelerin resmi cirosu bile Türkiye’deki ilacın cirosunun üzerinde. Bir de bir o kadar veya ne kadar olduğu belli olmayan bu ürünler Türkiye’ye kaçak olarak geliyor. Bakkal dükkanı açan kişi için bile en azından savcılık belgesi isteyen zihniyet bu tür malzemeleri ithal eden, üreten ve satan kişilerden hiçbir belge istememektedir. Bu tür malzemelerin ithali üretimi ve satımıyla ilgili bakanlığınıza karşı İstanbul Eczacı Odası avukatının şu anda açtığı dava devam ediyor. Bakanlığınızın ithal malzemeler ile ilgili bir yasa düşüncesi var mı. Teşekkür ederim.

BAKAN- Ne güzel bir şey yapmışsınız. Belki yapmakta gecikeceğimiz bir işi bize erken yaptırırsınız. Başka bir şey olmaz. Teşekkür ederim. Şimdi aslında hakikaten Türkiye’de korkunç bir ilaç harcaması var. Yani genel sağlık harcamaları içerisindeki paydan bahsediyoruz. Yoksa Türkiye’de ilaç az kullanılıyor. Çünkü Türkiye’de insanlar sağlık hizmetini zaten az alıyorlar. Türkiye’de insanlar ortalama olarak yılda 2.2 defa hekime gidiyorlar. Oysa bu gelişmiş ülkelerde 8 defa, 10 defa. 12 defaya çıkan ülke var. Yani iyi ki böyle demeye insanın dili varmıyor tabii. 10 defa başvursalardı bu ekonomik sıkıntı içinde kim bilir ne hale düşerdik. Ama bu harcamaların içinde sağlık harcamalarının, ilaç harcamalarının payı gerçekten çok yüksek. Şu anda biz gelişmiş ülkelerin içinde hatta gelişmemiş ülkelerin içinde en çok ilaç harcayan, daha doğrusu sağlık harcamalarının içinde ilaç payı en yüksek olan ülkelerden biriyiz. Bu bilinen bir şey. Herkesin iyi bildiği bir şey. Ve biz aslında ilaçtan tasarruf anlamında hiçbir şey de yapmadık. Yani hekimlere hastanıza ilaç yazmayın falan demiyoruz. Negatif liste yayınladık. Bu negatif listede eğer 3-5 kalem ilaçta hata yapılmışsa bu bilim adamlarının yaptığı bir hatadır. Bilim adamları da hata yapar. Bu düzeltilebilir. Çünkü bu listelere tamamen bilim adamları karar verdi. Ben bakan olarak bu listelerde en ufak bir tasarruf kullanmadım, kullanmam zaten. Böyle bir hakkım da yok. Belki çocuk hekimi olarak beni bir kurula soksalardı derdim ki D vitamini çocuklara vitamindir, ama kısıtlamayalım. Negatif ilaç listeleri konusunda böyle. Zaten çok büyük bir kalem de değil bunlar. Peki antibiyotiklerle ilgili olarak hakikaten buna itiraz edelim mi yani. Türkiye’de viral enfeksiyonlara üçüncü kuşak sefelosporin antibiyotiklerin yazıldığı bir ülkede olduğumuzu biz unutuyoruz herhalde değerli arkadaşlar. Onun için biz ilaç kısıtlaması falan yapmıyoruz. Biz herkes ilacı gerektiği yerde kullansın istiyoruz. Bunun için de bilimsel bir kurul oluşturuyoruz. Bilim adamlarına diyoruz ki lütfen gelin bu hususta karar verin. Bakınız bu konunun içinde eczacı odaları birliğinden de üyemiz var, Türk tabipler birliğinden üyemiz var, farmakologlar var, çok değerli bilim adamları var. Onlar bu kararı veriyorlar. Biz de bunu uyguluyoruz. Dünyanın her ülkesinde buna benzer uygulamalar var. Bunlar çok tabii bir şey. Yani sizin çok isabetli olarak söylediğiniz şu medikal malzemelerle ilgili başıbozukluğa öyle diyorsunuz. Size katılıyorum. Bir yanlış var. Ama bu ilaçtaki yaptığımız yanlışı ortadan kaldırmıyor. Burada da bir yanlış var. Her ikisini de düzeltelim bence.

ŞÜKRÜ GÜNER (Düzenleme Kurulu Üyesi) – Şimdi özellikle sağlık harcamalarının yarısına yakını ilaç harcamaları. Bu belli. Burada o zaman daha radikal davranmak lazım. Bu ülkede taneyle ilaca geçebiliyor muyuz, geçemiyor muyuz. Çok önemli bir karar. Yani bakanlığın bile tenkit ettiği bir karar. Son derece önemli. Ben ilaçta radikal kararlar olması gerektiğini savunuyorum. Bugün SSK’da 8-10 adetlik tabletler kutuları bir tarafa şişeleri bir tarafa her sabah boşaltılıyor. Hastane ambalajı diye bir uygulama var. Maalesef ilaç şirketlerinin hiçbiri hastane ambalajı için başvuruda bulunmuyorlar. Niçin zorlanmıyor. İlaçta radikal tedbirler almak gerekir mi? 2. İlaç dışı malzemeler konusunda hiçbir standardizasyon olmadığı için işte bu türlü savurganlık da var. Ben 60 yaşındaki bir kişiye diz protezi yaparken veya kalça protezi yaparken çimentosuz son derece mükemmel bir protezi kullanmak hakkım. Ama 90 yaşındaki bir hastaya bir kalça protezi yaparken herhalde bu konuda çok daha tasarruflu davranmam gerekir. Bilimsel olarak da ben bunu savunmam lazım. Niçin 90 yaşındaki bir adama bir hastaya çimentosuz bir kalça protezi koyuyorum. Onun için bu tür uygulamaları mutlaka ve mutlaka sorgulamak lazım. Bunun başı da denetimden geçiyor. Benim asıl değinmek istediğim konu şu. Türkiye’de 57 tane tıp fakültesi var. Ve bu tıp fakültelerinden doktorlar yetişiyor. Ve bu doktorların önemli bir kısmı ilk basamak sağlık hizmetlerinde görev alıyorlar. Bu kişilerin aile hekimi olarak bu altyapısı yetersiz sayıları hiçbir Avrupa ülkesinde olmayan standardizasyona tabiler. Bakanlığınızda ilaç dışı malzemeler konusunda standardizasyonu ve denetimi nasıl planlamayı düşünüyorsunuz?

BAKAN –. Neyi denetleyeceğimizi tam bilemediğimiz için denetlemeler daha çok bizde böyle işte cezai denetlemeler şeklinde gidiyor maalesef. Burada da haklısınız. Türkiye’de sağlık sigortacılık sistemi maalesef hiç gelişmemiş. Hele maliye bakanlığının yaptığı ödemeler açısından bir felaket söz konusu. Biz maliye bakanımızla birkaç kez konuştuk. Emekli Sandığı bu konuda merhaleler katetmiş durumda. Belli aşamaları geçti. SSKda kısmen bir şeyler var. Bağkurda belki var. Ama devlet memurlarının hiçbir şeyi yok. Ne yapsanız serbesttir. Önce bu tarafın işini geliştirmek lazım. Özel sigorta kurumundan sağlık hizmeti alıyorsanız bir yerde tomografi çektireceğiniz zaman sizden bir provizyon isteniyor. Burada korkunç bir savurganlık var. Kabul ediyorum. Önce standardizasyonları temin etmeliyiz. Bunun da çok zor olduğunu söylemeliyim size. Bakınız şunu söyleyeyim, birinci hükümetimizle yani 58. cumhuriyet hükümetimizde bakanlığa başladığımızın ikinci günü sayın maliye bakanımızla çalışma ve sosyal güvenlik bakanımızla bir aradaydık. Kurumlar oluşturduk, bürokratları topladık, teknolojinin içine soktuk ve sizin de ifade ettiğiniz bu standardizasyon meselesini arkadaşlarımız çalışmaya başladılar. Ancak öyle görünüyor ki daha alacak çok yolumuz var. Çok işimiz var. Bunlar zaman alacak biraz. Aile hekimi olarak mevcut pratisyenleri nasıl kullanırız. Halkı nasıl teslim edeceğiz bunlara. Tıp fakültelerinin altyapıları bozuk. Biz zaten bu hekimlerimize halkımızı teslim etmiş durumdayız. Bunlar hekim olarak çalışıyorlar, hasta muayene ediyorlar. Reçete yazıyorlar. Dolayısıyla bu konuda biz yeni bir şey yapmıyoruz. Sadece bu hekimleri kendilerini geliştirmeleri açısından teşvik ediyoruz. Yani bir hekim eğer daha iyi hizmet veriyorsa, hekimlik becerisi, tecrübesi kabiliyetleriyle o öbür hekime göre avantajlı durumda. Bunları bir kısmi sertifikasyona tabi tutacağımızı söyledim. Bulunduğumuz yerden biraz daha ileriye gidiyoruz. Eğitimle ilgili kısmı birinci derecede YÖKle konuşmak lazım. Tabi ki bu bir hükümet politikası olarak da geliştirilmeye çalışılmalıdır. Ancak şunu hepimiz bilmeliyiz. Türkiyede yüksek öğretim bugün planlamaların ve yürütülmesi itibarıyla hemen hemen tamamen yüksek öğretim kurumunun elindedir. Anayasa bu hususta çok enterasan bir mantıkla meseleye yaklaşmıştır. 1980 anayasası. Bizim anayasamızda dekanların kimin seçeceği de yazılı. Anayasada yazılı. Hiçbir ülkenin anayasasında dekanların kimin seçeceği yazılmaz. Bunu belli maksatlarla belli gerekçelerle, o zamanın şartlarıyla hazırlanmış metinlerdi ve artık 2003 yılındaki Türkiyeye de maalesef uymamaktadır. Biz bunun için de belli çabaların içerisindeyiz. Biliyorsunuz. Eğitimin denetimiyle ilgili kısımda da özellikle kendi eğitim hastanelerimiz için son derece haklısınız. Bu hususta da mutlaka yeni uygulamalar geliştirmeliyiz.

PROF. DR. MİTHAT KIYAK (Marmara Üniversitesi Sağlık Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi) – Birinci basamak ve koruyucu hekimlik hizmetlerine verdiğiniz önem beni sevindirdi gerçekten. Mutlu etti. Ancak geçmiş dönemlere baktığımızda hemen hemen her gelen hükümet de buna benzer şeyleri söylemişlerdi. Bu anlamda biraz daha ayrıntıya girmekte yarar var diye düşünüyorum. Bir tanesi aile hekimliğinden bahsettiniz ve aile hekimliği sisteminde asıl olarak hekimlerin toplumumuzda ne kadar çok sevilirse ve ne kadar çok kabul görürse daha çok para kazanacağından bahsettiniz. Oysa sağlığı geliştirme anlamında ele alırsak birinci basamaktaki hekimlerin de hekimlik faaliyetleri bakımından diğer sağlık personelinin tedavi edici hizmetlerin yanında asıl daha önemlisi sanıyorum önem veriyorsunuz sağlığı geliştiren diğer faaliyetler, örneğin sağlıkla ilgili, çevre sağlığı. Çevre sağlığında bir sorun var. 2872 sayılı yasaya göre bu konuyla sorumlu olanlar. Siz bu sistemle çevre sağlığıyla ilgili nasıl bir yöntem düşünüyorsunuz. Çevre sağlığıyla ilgili işleri kim yapacak? Bu anlamda bir başka soru, prim sistemi dediniz, ama asıl daha önemli soru, sağlığı geliştirme konularında. Örneğin sağlık eğitimi veren hekimlerin sağlık personeli. Örneğin çevre sağlığı konusunda çalışan fabrikaları denetleyen, bizi çevreden gelecek zararlardan koruyan hekimler ya da sağlık personeli. Sadece prim almak doğru mudur. Olayı sadece prime, paraya indirgemek doğru mudur. O da ay bir soru. Asıl daha önemlisi sanıyorum iyi bir sağlık denetimimizi bilimsel anlamda yapmak. İkinci sorum, biraz önce de bahsettiniz, Israrla üzerinde duruyorum. Çok önemli bir şey var Türkiyede. Sağlık yönetiminde gerçekten bilimsel anlamda yöneticilik yapacak hekimlere ihtiyacımız var. O anlamda siyasi olarak mı yine kişiler atanacak görevlere, yoksa liyakat mı uygulanacak? Son olarak da ülkemizde yükseköğretim kurumunun ilgilendiği bir alan. Oysa sağlık bakanlığı sizden önceki dönemde sağlık eğitim enstitülerini yeniden açtı. Şimdi bu konuda siz ne yapacaksınız, onu merak ediyorum.

BAKAN – Evet. 6 tane soru kaydettim. Şimdi bu konunun hekimlik kısmı ile ilgili size bir müjde verebilirim. Aslında tabi zaman kısıtlı olunca veya bu kadar geniş bir konuyu bir oturumda tartışmak mümkün olmayınca bu kaynaklanıyor. Özellikle birinci basamak sağlık hizmetleri konusunda başlattığımız bu pilot uygulamalarda koruyucu halk sağlığı hizmetlerine de puan veriyoruz. Yani bir sene önce aşılama oranınız neydi, bu sene aşılama oranınız nereye çıktı gibi. Ne kadar yerden takip etmiştiniz, bu sene ne kadar takip ettiniz gibi. Yalnız açıkça söyleyeyim, bugünkü organizasyonumuz ve işleyiş tarzımız da bunlarda çok başarılı olamayacağımızı şimdiden ben biliyorum. Teşebbüs edelim. Çünkü bu ülkede, siz iyi bilirsiniz çeşitli kayıtların bir kısmı kağıt üzerinde yapılmaktadır. Denetleme dediğimiz şeyi de yapan insanların yine insan olduğunu


Dentha Haber Ajansı / İstanbul / 2004-03-10

Yorum ekle   Tavsiye et   Yazdır

Beğenmedim    Beğendim

Yorumlar
Bu habere ilişkin yorum bulunmamaktadır.
GERİ
Haber Arama 



  yazar  
   Anket
Muayenehanelerden hizmet satın alınması için
20.000 dişhekimi ile e-imza kampanyası açılsın
Her oda o ilin AKP teşkilatı ile Bakan Akdağ'a gitsin
TDB ADSM lerdeki dişhekimlerini pasif direnişe çağırsın
Hepsi
| Sonuçlar
   Bütün Anketler
 
Dişhekiminizi Bulun

illere Göre
Dişhekimi Arama




[ Gelişmiş Arama ]

Köşe Yazarlarımız
 

  Fakültelerle Sanayi İşbirliği Nasıl Olmalı
   Prof. Dr. Recep ORBAK

  Gerekli Olan (TYD)
    Dr. Tayfun SARI

  Ektodermal Displazi Gurubu adına
    Doç.Dr. İzzet YAVUZ

  Dişhekimi Eğitiminde Eksik Olan Ne?
    Prof. Dr. Güven Külekçi

  Dünya Engelliler Ağız ve Diş Sağlığı...
    Prof. Dr. ilknur Tanboğa

implant Tedavisinde ölçü...
    Doç. Dr. Tosun Tosun

Ana Sayfa | Künye | Moda ve Onlar | Forum Gurupları | Kitap | Reklam | Seri İlanlar|Avrupa Birliği | Odalar |
Fakülteler| Meslek Hastalıkları| Bize Ulaşın |

© All Reserved Dentha Ajans [ 2004 Creative Design ]