|
|
|
Dr. Tosun TOSUN
GİRİŞ
BÖLÜM-1
BÖLÜM-2
Dişhekimliği nasıl doğmuş ve gelişmiştir? Ne yazık ki bu sorunun cevabı ancak
son birkaç yüzyıl için doğru olarak verilebilmekte ve bundan önceki bilgilerimizin
çoğu yalnızca varsayımlara dayanmaktadır.
Dişhekimliğinin çağlar boyunca hekimlikle içiçe olduğu bilindiğine göre hekimlik
nasıl doğmuştur? Buna kısaca değinmek yerinde olur. Tarih öncesi yazılı belge olmaması
bu konudaki bilgilerimizi sınırlandırmaktadır ve ele geçen belgeler sadece prehistorik
duvar resimlerinden ibarettir. Bunlardan en ilginci İspanya’da Pirene Dağlarında
"Üç Kardeşler Mağrası" duvarına resmedilen bir sihirbaz hekime aittir. Bu resim
günümüz Afrikasındaki büyücü hekime çok benzer. 15.000 yıllık olan bu eser, 500.000
yıl süren taş devrine göre çok yeni bir bulgudur.
Tıp tarihçileri, tarih öncesi hekimliğinin büyük ölçüde içgüdülerden yararlandığını,
sonra da büyüsel bir nitelek taşıdığını kabul etmektedirler. Gerçekten de bir
yeri kesilen insanın kanayan yarasını eliyle veya sert birşeyle bastırması örneğinden
anlaşılacağı gibi, iç güdüsel tıbbın geçmişi çok eskilere dayanmaktadır.
Öte yandan ilkel toplumlarda kabile reisi, hem sihirbaz büyücü, hem de hekim niteliğine
sahiptir. Tarihin derinlerine gidildikçe, mabetlerde rahiplerin de hekimlik yaptıkları
ve bu yolla da önemli bir tıbbi bilgi birikimi oluştuğu kabul edilmektedir. Prehistorik
insanın kullanması muhtemel tıp aletleri ise genellikle çakmak taşından yapılmış
basit avadanlıklardan ibarettir.
Tarih öncesi insanında diş çürüğü azdı. Çünkü o devirde ancak sağlam bünyelilerin
yaşama şansı vardı, bu kişiler de çürük insidansının düşük olduğu bir gerçektir.
Brothwell’in Skhull Neandertal iskeletlerinde diş çürüğüne rastlanmamıştır(1).
Fakat arkeolojik bulgular bunun tam doğru olmadığını, tarih öncesi insanında da
diş çürüğü bulunduğunu ortaya koymuştur.
Prehistorik iskeletler üzerinde romatoid artritis, vertebra tüberkülozu, eksostoz
gibi paleopatolojik bulgular da görülebilmektedir. Örneğin Dr. Dubois 1981'de Cava’da
bir Pithecantropus Erectus’un uyluk kemiğinde büyük bir kemik tümörü bulmuştur.
Bu yaratık günümüzden 400.000 yıl önce yok olmuştu.
Ayrıca, iskelet buluntularında, çeneler ve diş sistemine ait ilginç bulgulara da
rastlanılmaktadır. Bu konuda birkaç örnek verelim:
- Bir Homo Mousteriensis Hauseri’nin alt sol daimi kanini gömüktür.
- Rodezya ve Talgai Man’da bulunan bir baş iskeletinde, molarların pulpa tabanında
aşınma, kronik periapikal abse ve alvolde fistül görülmüştür.
- Punin Calvarium adını alan bu iskelet parçası Ekvator’da bulunmuştur ve yaklaşık
10.000 yıllıktır. İskeletin sol üst kanininin konumu çok ilginçtir. Kuronun tepe
noktası, orta kenarlarına çok yakındır ve yine koronun lingual yüzü maksilladan
görülmektedir. Kaninin yerinde bulunmamasına bağlı ark boyu kısılması vardır.
W. Marion Krogman İran’da Damghan Yöresinde Tepe Hisarda yaptığı kazılarda 58
çocuk kafatasında üç çürük ve iki apikal abse tespit etmiştir. Diş aşınmaları
çok karekteristiktir ve pulpa invazyonuna neden olmuştur. Diş arkları parabol
şeklindedir. Çenelerde ne bir diş malpozisyonu, ne de bir çapraşıklık vardır(2).
Buna benzer vakalara Anadolu’da da rastlanmaktadır. Mesela Bostancı, Sard’da Lidya
dönemine ait bir iskeletin sol alt çene kondilinde rumatoid artritis’e bağlı deformasyon
saptamıştır(3).
Alpagut, Malatya Arslantepe höyüğünde bulunan Tunç çağına ait bir baş iskeletinde
bilateral alt çene ankilozu tespit etmiştir(4).
Bu gibi örnekleri çoğaltmak mümkündür. Ülkemizde tarih boyunca pek çok uygarlık
yaşandığından paleopatolojik ve odontolojik buluntuların çok zengin olacağı şüphesizdir
(5).
Dişhekimliği Tarihi’ni bilmenin bize sağlayacağı yararları şöyle sıralayabiliriz:
1- Tarih ilaç ve tedavi yöntemlerinden çağdaş bilimin ışığında yeniden yararlanmak.
Mesela; bir ingiliz misyoneri Çinde bulunurken "Anakara" denilen yüksük otunun
ikinci yıl çiçekleri açtıktan sonra toplanan yapraklarının, hafif güneşte kurutularak
saklandığını; bu koyu yeşil yaprakların soğuk suda yapılan meserasyonu hastalara
içirilince idrar söktüğünü ve şişlerin indiğini görmüştü. Bu madde Avrupa’ya getirilerek
yetiştirilmiş ve dijitalin öz maddesi idantifiye edilmiştir. Bu alkaloid sayesinde
bugün milyonlarca insan yaşamını sürdürmektedir. Başka bir örnekte çocukların
çenesinde çıkan empetigo(çakma) için halkın ya çakmak çaktırması veya kalaya
çamur sürmesi olayında verilebilir. Kalay çamurunda kalay ve bakır vardır. Bu
hastalığa karşı bugün içinde kalay ve bakır bulunan spesiyaliteler öngörülmektedir.
Fakat hekimlik için pek bol olan bu tür örnekleri dişhekimliği için bulmak biraz
zordur.
2- İkinci neden daha önemlidir. Bilindiği gibi teknolojik buluşlar dişhekimliğinin
gelişmesine büyük katkıda bulunmuştur. Başka deyişte dişhekimliği, teknoloji’nin
hekimliğe yansıdığı tıp alanlarının en önde gelenlerdendir. Mesela:
- Kauçuk sentezi,
- Altın alaşımlarının protetik dişhekimliğine girişi,
- Akril sentezi ve bunun dişhekimliğine uygulanması,
- Paslanmaz çeliklerin diş protezi, ortodonti ve alet yapımında kullanışı
gibi gelişmeler dişhekimliğinin hem daha bilimsel olmasına ve hem de daha yaygın
olarak uygulanmasına yardımcı olmuşlardır.
Meslek hayatı boyunca her dişhekimi bir teknik teknolojik evolüsyon yaşar. Öyleyse
her dişhekiminin bu kavramı (TEKNOLOJİK EVRİM KAVRAMI) edinmesi gerekir ki, meslek
yaşamında devamlı yenilikleri uygulayabilsin. Bu da meslek tarihini iyi bilmekle
ve tıbbın sürekli kendini yenilediğini kavramakla gerçekleşebilir.
3- Bütün bunların yanında dişhekimliği tarihini iyi bilmemizi gerektiren, Türkiye’de
bu mesleğin yaşının henüz çok genç olmasıdır. Türk Dişhekimliği Tarihini incelediğimizde
görüleceği gibi, ancak 1928 den sonra hekimlik yapacak diplomalı kişilerin yasal
statülerinin belirlendiğine şahit oluyoruz. Öyleyse, meslek prestiji için, meslek
uygularken ve sosyal ilişkilerde daha etkin bir yerimiz olmasını sağlamak için
meslek tarihini iyi bilmek zorundayız(6).
Özet olarak her dişhekimi için, dişhekimliği tarihinin iyi bilinmesi zorunludur.
Prof.Dr. İlter UZEL
KAYNAKLAR:
(1) Brothwell, D.: Diseas in Antiquity, C.Thomas Publ., Springfield, U.S.A.,
(2) Krogman, M.W.: The skeletal and dental Pathology of an Early Iranian Site,
Bull.Hist.Med., 8:28-48, 1940.
(3) Bostancı, E: Osteo, arthritis on the condylar process, Antropoloji, 57-87,
1973.
(4) Alpagut, B; Some Paleo Pathological Cases of the ancien Anatolian Mandibles,
Human Evolutin, 8: 571-574, 1979.
(5) Uzel, I, Alpagu, B. :Arslantepe Geç Roma Dönemi İskeletlerinde Diş çürüğü,
Diş aşınmaları ve Periodontal Hastalıklar, II. Arkeometri Sonuçları Toplantısı,Ankara,
1987, s:31-53.
(6) Uzel, I. :Diş hekimliğinde Unvan ve Yetkiler, Oral, 8: 39-42, 1984.
|
|
| |
|
|
|
|
| Dişhekiminizi
Bulun |
|
|
|
|